1. Ana Sayfa
  2. Kritik
  3. Yalanın Bekçileri

Yalanın Bekçileri

Günümüzde hakikati aramanın pek bir önemi kalmadığı gibi yalanın bir kazanç sağladığı durumlarda yalana meşruiyet kazandıran bir söylemde kendini yeniden üretmekte.

Yalanin Bekcileri

Yalan “aldatmak ereğiyle ve gerçeğe aykırı olarak söylenen söz,” biçiminde özetlenebilir.

Asılsız, uydurma, doğru olmayan, asparagas…

Yalan, her insanın gündelik hayatının bir parçası. Yalanla temas halinde olmak için usta bir yalancı olmaya gerek yok, bize söylenen yalanlar, yalanla doğrudan ilişkimizin bir göstergesi.

Geçenlerde bir arkadaşım ‘yalan söylemek artık bende yuva yaptı, yaşımı sorduklarında bile nedensizce yalan söylüyorum’ dedi.

Bu sözler üzerine yalanın yalnızca onun gündelik hayatının değil herkesin gündelik hayatının önemli bir parçası olduğunu düşündüm.

Pembe, beyaz, zararsız…

Yalanın boyutuna, içeriğine, önemine göre birçok tasnife de girişmiş durumdayız.

Dolayısıyla yalanı da birçok konuda olduğu gibi bağlamı içinde kabul edilebilir veya tehlikeli, yakışıksız vs. buluyoruz.

Elbette bizler (insanlar) sıklıkla yalana başvuruyoruz.

Evrimsel, kültürel olarak yalan söylememizin, yalanın işlevinin ve icadının üzerine binlerce çalışma var.

Biz daha ziyade yalanın toplumsal boyutu ile alakadar olacağız.

Günümüzde iyi bir yalan hakikatle eşdeğer bir gerçeklik üretebilme gücüne sahip.

Post-truth şeklinde kavramsallaştırılan hakikat arzusunun yitimi, yalan ve yalanın siyaseti ile ilgili her türlü tartışmada bir hareket noktası.

Yalan, sözel/ yazınsal olmanın ötesinde imaja dair bir şey aynı zamanda.

Biz bir insana veya bir grup insana sadece vücut dilimiz ve imajımız ile yalan söyleyebilme imkanına sahibiz.

Özellikle içeriğin yerini imajın aldığı günümüzde bu durum yalanın temsilini bir ihtiyaç haline dönüştürerek meşru kılabiliyor.

Bir iş görüşmesini düşünelim. İşe dair maharet ve becerimizin ötesinde ilk görüşmede başarılı bir izlenim yönetiminde bulunmamız işi hak etmemizi kolaylıkla sağlayabilir.

Ve işi almamızı sağlayan doğruluğu şüpheli beyanlarımız (yalan demeye dilim varmadı!) bir anlamda bu işe ne kadar ihtiyacımız olduğunu veya bu işi ne kadar çok istediğimizi gösterir.

İşte tam olarak yalanın meşruiyet kazanması böyle mümkün oluyor!

Günümüzde gerçeklik sürekli olarak yeniden yaratılıyor fakat bu gerçeklik yaratılırken kimin hakikati sakladığı kimin amaca yönelik olarak yalan ürettiğini kestirmek bir hayli zor.

Carnegie Mellon Üniversitesi bir araştırma yaptı.

Araştırmanın sonucuna göre ‘insanlar kendi gerçekliklerini seçmeye meyilli davranmaktalar.’

Araştırmanın sonucuna göre ‘insanlar bilgiye ulaşma yolunda objektif olmaktan uzak.’

‘Din, eğitim ve çevre gibi pek çok faktörün etkisiyle şekillenen inançlarımız doğrultusunda bilgiyi edinmede seçici davranmaktayız. İnançlarımıza ters düşen görüşlerin çoğunu yalan kabul etmekteyiz.’

Esasen Post-truth kavramından anlamamız gereken şey bu araştırmanın sonuçları ile örtüşmekte, Post-truth’un sözlük anlamı ‘duyguların ve kişisel kanaatlerin belirli bir konu üzerinde kamuoyunu belirlemede rasyonel gerçeklerden daha fazla etkili olması durumudur.’

Yalan bu yüzyılda ortaya çıkmadı fakat günümüzde yalanın dolaşımı hızlandı, kolaylaştı.

Yalan tacirleri ve yalanın savunucuları arttı.

Geçenlerde WhatsApp üzerinden haber paylaşımlarında bulunduğumuz bir grupta eski bir arkadaşımın paylaştığı haber ve tutumu yalanın ne kadar hızla ve büyük bir güvenle(!) dolaşıma girdiğine delalet.

‘ABD’de 300 bin kişiye çip takıldı.’

Gruba düşen mesaj bu şekildeydi. Bir web sitesi veya bir haber kuruluşuna ait olarak değil doğrudan bir şekilde böyle bir iddiada bulunmuştu arkadaş.

Doğal olarak neye dayanarak böyle bir iddiada bulunduğunu sordum arkadaşıma.

Sonrasında bir link paylaştı fakat paylaştığı haberin içeriğinde ABD’de 30 kişinin kendi isteği ile çip taktırdığı anlatılıyordu. Dolayısıyla iddianın muhatabı olarak bu haberin verilmesi saçmaydı.

Açık açık dezenformasyon yaymaya utanmayan bu arkadaşa ısrarla kaynağı sorduk.

Tatmin edici bir cevap alamadık.

Benim için ilginç olan nokta ise yaptığı eylem ‘yalan’ olarak adlandırıldığında bir hayli bozulması idi.

Hiçbir şekilde teyit edilmemiş bir bilgiyi sağda solda paylaşan milyonlarca insan var bugün.

Günümüzün müesses nizamı geniş halk kitlelerindeki mevcut önyargıları ve gerçekliğe dayanmayan düşünceleri güçlendirmeye çalışıyor.

Çünkü biliyorlar ki hakikati aramaktan vazgeçmiş insanlar daha kolay etki altına alınır, daha kolay kandırılır.

Duygu ve inançlar nesnel hakikatlerden daha fazla değer görmeye yeni başlamadı.

İnsanlar kendi gibi düşünen, inanan kişilerin kanaatlerini savunmaya daha yatkınlar.

Hakikatin tam aksi bile olsa duygusal veya menfi olarak kendilerine fayda sağlayan fikirleri savunmaya daha yatkınlar.

İşin kötüsü bugünlerde insanlar yalanın bir kazanç sağlaması ihtimali söz konusuysa yalana meşruiyet kazandıran bir söyleme sahip.

Bu sayede yalana bekçilik etmeye ve hakikatin karşısında yalana sarılmaya meyilli milyonlar doğuyor.

Bu konuyu tartışmaya devam edeceğiz…

Yorum Yap

Yorum Yap