1. Ana Sayfa
  2. Kritik
  3. Sosyal Medya Bir Sahnedir: Twitter’dan Görünümler

Sosyal Medya Bir Sahnedir: Twitter’dan Görünümler

Goffman’ın yaklaşımını merkeze alarak Twitter’ı bir ‘sahne’ olarak kurgulayacak, Twitter’da sergilenen ‘performanslar’ı ele almaya gayret edeceğim.

Erving Goffman
1

Bütün dünya bir sahnedir…

                                          Ve bütün erkekler ve kadınlar

                                          sadece birer oyuncu…

                                          Girerler ve çıkarlar.

                                                                            William Shakespeare

Ünlü oyun yazarı Shakespeare asırlar önce böyle anlatmıştı sonelerinden birinde, oynadığımız oyunu ve oyunun sahnelendiği yeryüzünü. İnsan, gelgeç bir oyuncu ve yaşam koca bir trajediydi, bütün bunların şuurunda olan insan bu oyunu sürdürerek nereye varmaya çalışırdı bilinmez fakat oyun daima devam ederdi, asırlardır devam eden bu oyun kendine yeni biçimler, yeni sahneler katarak büyüdü, kendi tarihini yazdı ve yazmaya devam edecek. Eski bir değirmen gibi dönüp dururken öğüttüğü onlarca kültürel öğeyi bizler alıp kullanacağız ve zamanı geldiğinde değirmenin öğüttükleri arasında biz de yer alacağız.

Elbette bu çıkarsamayı yapmak işlerin teorik ve pratik boyutundaki meselelere doğru yol almamızı gerektiriyor. Sahnede olmanın, bir performans sergilemenin veya sergilenenleri izlemenin yani gündelik hayat pratikleri içinde olan biten her şeyin anlamlandırılması çabasına böylelikle girişiyoruz.

Kuramsal olarak bu çabaya girişen öncülerden biri Erving Goffman’dır. Chicago Okulu’nun teorik çizgisini benimseyen Goffman, “Gündelik Hayatta Benliğin Sunumu,” adlı çalışmasında Blumer, Burke ve Durkeim’dan etkilenerek etkileşim arenasını gerçekliğin, sosyalleşmenin ve toplumsal yenilenmenin mahalli haline getiren toplum içindeki bireye dair bir analiz ortaya koydu.

Goffman, eserinde hem rollerden(benliğin doğası) hem de kurallardan(mikro-sosyal normlar) bahsetmektedir. Bu bağlamda Goffman rol yapmaya dair yaklaşımında “etkinliklerini başkalarıyla birlikte el birliğiyle tanzim etmeyi amaçlayarak” rol almak yerine “başkalarının kendilerine yönelik izlenimlerini kontrol etmek maksadıyla, bilinçli olarak ve manipüle edici bir tarzda” rol almaktan bahseder.

Durkheim’dan esinlenilen temel nokta ise bu durumun gündelik hayatın etkileşime dayalı ritüelleriyle vuku bulan, ritüellerin bireyin benliğini kendi kurallarını ona dışarıdan empoze ederek şekillendirdiği ve böylelikle toplumun kendini düzenleme vasfını teminat altına aldığı saptamasıdır.

Goffman bütün bu süreci “performanslar, takımlar, bölgeler ve bölgesel davranışlar, ayrıksı roller, karakter dışı iletişim, izlenim denetimi sanatı” biçiminde kategorize eder. Goffman’ın yaklaşımını merkeze alarak Twitter’ı bir ‘sahne’ olarak kurgulayacak, Twitter’da sergilenen ‘performanslar’ı ele almaya gayret edeceğim.

Önerilen Yazı

Bir Serüvenin Analizi: Matrix

Ana Sayfamdaki Dünya

Goffman, günlük etkileşim ve ilişkileri açıklamak için bir rol kuramı geliştirmiştir. Tıpkı sahnedeki oyuncular gibi bizlerin de sürekli olarak karşısına çıktığımız çok çeşitli izleyicilere kendi imgemizi sunmakla meşgul olduğumuzu iddia eder. Goffman’ın yaklaşımı açısından zor olan, hem sahnede hem de sahne dışında oyun oynamak değil oyun oynamamaktır.

Herkes her zaman oyun oynadığı için doğallığın ve sahiciliğin ne olduğunu sorgulamak çok anlamlı değildir. İnsanlar doğal ve kendiliğinden davrandıklarına inandıkları zaman bile sahne üzerinde oyun oynamaktadırlar. Goffman’ın iddiaları günümüzde biraz daha anlamlı hale gelmiştir.

Byung-Chul Han’a göre: “Günümüz toplumu Foucault’nun bahsettiği hastaneler, tımarhaneler, hapishaneler, kışlalar ve fabrikalardan oluşan bir disiplin toplumu değil. Bunların yerini çoktan beridir fitnes salonları, bürolardan oluşan gökdelenler, bankalar, havaalanları, alışveriş merkezleri ve gen laboratuvarları aldı. 21. yüzyıl toplumu artık bir disiplin toplumu değil, performans toplumudur. Sakinleri de itaatkar özne değil, performans  öznesidir.

Bu özneler kendi kendilerinin müteşebbisleridir.” Sosyal medya da bu performansın sahnelerinden biri olarak kurgulanmaktadır. 2017 yılından beri kullandığım Twitter’da aktif olarak birtakım performansları gözlemlemekteyim. Esas olarak haber ve bilgi almak adına kullandığım mecrada, zamanla insanların benlik sunumlarına odaklanmaya başladım.

Takip ettiğim kitle ağırlıklı olarak ‘entelektüel’ meşgaleleri olan insanlardan oluşuyor. Yazarların, çevirmenlerin, gazetecilerin, eleştirmenlerin ağırlıkta olduğu takip ettiğim kitlenin yoğun bir enformasyon ürettiğini söylemek mümkün. Haberler, kitaplardan alıntılar, film ve kitap tavsiyeleri sık paylaşılan içerikler olmak ile beraber bir süredir gözümden kaçmayan bir diğer yoğun paylaşım ise şahsi meseleler.

Örneğin yurtdışında yapılacak bir doktoranın haberi, evde beslenilen çiçeklerin solması, annesinin hastalanması gibi daha özel konularda sakınmadan bilgi veren bir kitle söz konusu. İlk etapta mahrem bir alanın bu denli sakıncasız bir biçimde sunulmasının yarattığı bir şaşkınlık yaşasam dahi sergilediği performansı içselleştirmiş ve sergiledikleri performans ile birçok takipçi kazanmış bu insanların sahnelediklerinin bir maksadı olduğuna inanmaya daha meyilli hale geldim.

Gerçek olduğuna içtenlikle inandıkları oyunlarında kimliklenmenin hem bir takipçi kitlesi kazandırması ve bu yolla sesini duyurabilmek, dinlenilir, görülür hale gelmek hem de bir menfaate yönelik işe yararlığı bilinçli olarak bu performansı sergilemelerine neden olmakta. Performansla ilgili temel bir kavram da vitrindir.

Vitrin, “performans sırasında kişi tarafından kasten ya da kasıtsız olarak kullanılan standart ifade donanımı” olarak tanımlanabilmektedir. Benim temas ettiğim kitle özelinde tartışılan temalar; müşterek okumalar, memleket ahvali, bireysel aydınlanma, Türkiye’de yaşanan politik erozyon, kadın ve lgbt meseleleri şeklinde özetlenebilir. Kişilerin tutumları ekseriyle biraz daha tepeden bakan bir görünüm arz etmektedir.

Goffman, “kişisel vitrin”i, oyuncuyla bağdaşan ve farklı zaman ve mekânlarda oyuncunun bir parçası olmayı sürdüren ifade araçları olarak değerlendirir. Yaş, cinsiyet, köken, boy, kilo, imaj, jestler, mimikler kişisel vitrini oluşturan parçalardır. Temel olarak kişisel vitrin, “görünüş” ve “tutum” olarak değerlendirilebilir. Görünüş, oyuncunun toplumsal statüsüyle ve durumuyla ilgili bilgi veren uyarıcılardır.

Tutum ise oyuncunun mevcut durumda oynamayı beklediği rol hakkında bilgi veren uyarıcılardır. Takip ettiğim kişilerde bu bağlamda dikkat ettiğim hususlardan biri paylaştıkları fotoğraflarda bir kitaplık veya kitapların bulunmasına gösterilen ihtimamdı. ‘Kişisel vitrin’in bir diğer önemli parçası ise bilen özne olarak konumlanan bu zatların mimiklerinde ve jestlerinde yakaladığım benzerlikler oldu.

Esasen Goffman’ın kavramlarını ve yaklaşımını ele alırken Pierre Bourdieu’nun “ekonomik sermaye, kültürel sermaye, sosyal sermaye ve simgesel sermaye” olarak çeşitlendirdiği sermaye biçimlerini de ele almak işimizi kolaylaştırır. Bütün bu sermayeler performansımızı, vitrinimizi vs. belirleyen asli öğelerdir. Bir diğer önemli nokta oyuncuların ‘izlenim yönetimi’ amacıyla gözlemcilere birkaç yönden idealize edilmiş bir izlenim sunmaya eğilimli oluşudur.

Kişi kendini başkalarına sunduğunda performansı davranışlarından çok daha fazlasını, toplumun resmi olarak onaylanmış değerlerini temsil etmektedir. Benim takip ettiğim zümreyi ele alacak olursak toplumun resmi olarak onaylanmış değerlerini temsil etmekten daha ziyade daha dar kapsamlı bir çevrenin değerler bütününü temsil ettikleri söylenebilir.

Kendi içlerinde sürekli performe ettikleri benlikleri bir ‘yankı odası’nın duvarlarına çarparak tekrar kendilerine gelmektedir. Dolayısıyla söylediklerini işittikleri kısır bir döngünün içinde sürekli olarak kendi performanslarını geliştirmekteler. Elbette bir kullanıcı olarak ben de bu durumdan muaf değilim. Goffman’dan referansla ana sayfamda olup bitenleri kısaca bu şekilde özetlemek mümkün.

Sonuç Yerine

Sosyolojide dramaturjik yaklaşımı geliştiren Erving Goffman, insan etkileşimlerini ve ilişkilerini bir oyun, tiyatro gibi ele alır. Onun Günlük Yaşamda Benliğin Sunumu adlı kitabı bir bireyin kendini ve yaptıklarını nasıl sunduğu, başkalarının kendisiyle ilgili izlenimleri nasıl yönlendirdiği ve denetlediği, başkalarının karşısında neler yapıp yapamadığıyla ilgili sosyolojik bir bakış açısının yansımasıdır.

Günlük yaşamı bir tiyatro oyunuyla özdeşleştiren yazar, sahneyi yapmacık ama profesyonel performanslar sunan bir yer olarak tanımlarken günlük hayatın çoğu zaman daha gerçek ve genel olarak prova edilmeden sunulan performansları kapsadığını savunur.

Goffman’ın kuramsal çerçevesinden kısaca kendi sosyal medya platformumda olanlara göz gezdirdim. Bu teorik yaklaşım ile derinleşecek bir araştırma birçok bulguya ve analize kapı aralayabilir. Daha derinlikli çalışmalar yapmak ve yapılması umuduyla…

Yorum Yap

Yorum Yap