1. Ana Sayfa
  2. Kültür & Sanat
  3. Operanın Gelişim Süreci Üzerine Notlar

Operanın Gelişim Süreci Üzerine Notlar

Operanin Gelisim Sureci

Tarih boyunca insanlar bir takım bedensel hareketler ve sesler aracılığıyla kendilerini, yakarışlarını, korkularını, cesaretlerini vs. göstermişlerdir. Kendilerinden geçmelerinin, kutsal ile temas etmelerinin bir yolu olarak dans ve müziğe başvurmuşlardır. Zamanla bu ritüelistik tekrarların anlam haritası genişlemiş; kimi zaman bir isteğin, kimi zaman bir yakarışın, kimi zaman yas tutmanın, kimi zaman şükretmenin gösterenleri halini almışlardır. Esasen operanın kökeninde de bu ritüelistik biçimler ve tekrarlar yatmaktadır.

Opera, dini dogmaların ve baskıların yoğun biçimiyle hissedildiği Ortaçağda filizlenmeye başlamıştır. Katolik kilisesinin ayinlerinde tertiplenen müzikal karakterli bir takım dinsel oyunlar operanın şekillenmesinde büyük rol oynamıştır. Sergilenen bu oyunlar zamanla gezici kumpanyalarla geniş kitlelere ulaşmış ve kitlelerin beğenisini kazanmaya başlamıştır. Yunan mitoslarını, masallarını, dini olayları konu alan bu müzikli drama gösterileri 17. Yüzyılda bir tür olarak kabul görmeye başlamıştır.

Rönesans ile birlikte yeni arayışlar, yeni biçemler ve yeni yöntemler sınanmaya başlamış; bilim, hukuk, sanat gibi alanlarda çalışmalar sürat kazanmıştır. İşte böyle bir dönemde aydınlanma ve Rönesans’ın merkezlerinden biri olan Floransa’da, Kont Giovanni Bardi’nin maddi himayesi altında bir grup sanatçı, siyaset adamı ve entelektüelin ‘Camerata Hareketi’ adıyla faaliyet gösteren bir grup ile ortaklaşa yürüttükleri tartışma platformlarında müzikli dramanın geleceği şekillenmiştir…

Bilinen İlk Opera

Soylu aileler bir prestij nişanesi olarak sanatçıları çevrelerinde tutuyor ve maddi olarak destek veriyorlardı. Bu durum sanatçıların üretim süreçlerinde maddi özgürlüklerini ve geçim kaygılarını değil kaliteyi gözetmesini sağlıyordu. Sanatçıların bu birlikteliğinden tarihte bilinen ilk opera doğdu. 1597 yılında Floransa karnavalında sergilenen ‘Dafne’…

Tiyatro ve müziğin birlikteliğinden doğan opera, Rönesans’ın yarattığı atmosferde bir sanat formu olarak kabul gören dans ile eklemleniyor ve operanın görsel anlatısı kuvvetleniyordu.

Barok dönem ile beraber müziğin yükselişi hız kazandı. Artık opera görselliğe hitap ettiği kadar işitmeye, fonetik bir ahenge de hitap etmeye başlamıştı. Barok dönemin ortalarına gelindiğinde sergilenen temsillerin çoğu artık operaydı, tiyatro izleyicisi operanın bu çok fazla disipline ev sahipliği yapan debdebeli yanını sevmiş ve operaya yönelmişti…

Opera Halka Açılıyor

Operanın geniş bir izleyici kitlesi kazanması asıl olarak 1637 yılında halka açık ilk opera binası olan ‘Teatro San Cassiono’nun kurulması ile başladı. İtalya’da opera, soyluların dışında halk tarafından da rağbet gösterilen bir sanat dalı olarak gün geçtikçe popülerleşiyordu.

Diğer Avrupa devletleri de bu yeni disiplini keşfediyordu. 1670’lerde İngiltere, Fransa ve İspanya’da operanın daha yerel uyarlamaları yapılıyor ve bu uyarlamalar insanların beğenisine sunuluyordu. İngiltere’de Henry Purcell’in çabaları bu yeni disiplinin tanınmasına yardımcı oluyordu. Fransa’da ise 14. Louis’in verdiği emir ile Jean-Baptiste Lullly ve Moliere’in öncülüğünde opera sanatı gelişiyordu. Almanya’da ise operanın bilinirliği ancak 1700’lerde gerçekleşti. Opera, Avrupa’da Rönesans ile birlikte hızla bilinir, tanınır bir hal almış ve gelişmişti.

Kadınlar Sahneye Çıkıyor

  1. yüzyıla kadar kadınlar sahneye çıkamadılar. Kadınlar yerine hadım edilmiş erkekler tiz seslerde eserler okuyorlardı ve bu erkeklere ‘castrato’ adı veriliyordu. Fakat aydınlanmanın getirilerinden bir tanesi de önyargıların yıkılması olmuştu. Ve kadınlar artık sahnedeydi. Bu sayede konular, ses renkleri ve sahne şovları çeşitlendi.

Çeşitli Akımların Etkileri

  1. yüzyılda Romantizmin etkileri başta edebiyat ve müzikte hissediliyordu. Sanata düşsel ve duygusal bir karakter katan romantizmin etkisinde opera en süratli gelişimini göstermiştir. Kalabalık sahneler, mitolojik ve tarihsel hikayelerin operada bolca yer bulduğu bu dönemde gösterişe çok önem verilmiştir. 19. Yüzyılın ikinci yarısında Richard Wagner’in operaya kazandırdığı yeni armonik düzenlemeler ve diğer büyük sanatçıların uğraşları disipline önemli bir katkı sağlamıştır.

Wagner opera için “Gesamtkunstwerk” yani “bütünlüklü eser” tabirini kullanmış ve operayı tüm sanat dallarının birleşimi olarak adlandırmıştır.

Operada zamanla insan tiplemelerine, psikolojisine ve duygusal çatışmaya daha fazla önem verilmeye başlandı. Gerçekçilik akımının etkisi ile ‘sıradan insanların hikayeleri’ operada yer buldu. Fransız besteci Bizet’nin meşhur ‘Carmen’ operası bu dönemin güzel örneklerindendir.

  1. yüzyılda İzlenimcilik, diğer disiplinlerde olduğu gibi operada da karşılığını buldu. Claude Debussy’nin ‘Pelleas ve Melisande’si bu akımın önemli eserleri arasında yer alır.
  2. yüzyılda teknik ve teknolojik ilerlemeler ile opera başka bir boyut kazandı ve önümüzdeki yıllarda şüphesiz gelişimini sürdürecek. 400 yıllık tarihi boyunca kırk binden fazla opera bestelendi, sergilendi ve izlendi. Bu sayı artacak ve tekniğin imkanlarıyla diğer tüm sanatlar gibi operada başka biçimler kazanarak yoluna devam edecek…
Yorum Yap

Yazar Hakkında

Düşünümsel, okuruyla konuşan, paylaştıkça çoğalan, nev-i şahsına münhasır içerik platformu…

Yorum Yap