1. Ana Sayfa
  2. Kritik
  3. Modernite – Postmodernite Üzerine Mülahazalar

Modernite – Postmodernite Üzerine Mülahazalar

Yer yer anlaşılması ve anlatılması fazlasıyla zorlaşan bu iki kavram üzerine düşünmeye çalışacağız.

Postmodernite

Elbette böyle bir konunun seçimi tesadüf değil. Düşünsel her türlü faaliyetimin bu iki referans noktasına dayandığını duyumsamam ile beraber yazarak düşünmeye meylettim.

Nedirler, nasıl işlerler gibi tanımlar, formülleştirmeler yapmak bir hayli tehlikeli olduğundan bunlardan kaçınmaya gayret edeceğim.

Sürdürmeye gayret edeceğim yegane formülü bir önceki cümlede belirttiğime göre bir girizgah yapmaya girişelim.

‘Modernizm’ ile ilgili düşünerek başlayalım işe. Yaşadığımız çağı ‘modern çağ’ olarak nitelemenin bir takım problemleri olduğu kanısındayım. Bunların en başlıcası bir anlama faaliyetinin içerisinde yaşadığımız çağı bütünüyle ifade eden bir kavrama karşı çıkmanın varoluşsal bir olanaklılığının olmaması. Denemeye devam edelim.

Modernlik ile ilgili şöyle bir noktada uzlaşmayı deneyelim; modernlik son üç yüz yıllık periyotta (kültürel- sanatsal kökenleri daha eskilerde de aranabilir) Avrupa merkezli bir düşünsel değişimin ifadesi olmasına karşın bütün dünyayı etkisi altına almış ve sanayileşmenin ilk itici gücünü oluşturmuş paradigmanın adıdır. Dolayısıyla ‘modernizm’ ise bu paradigmatik değişimin sonucu olarak ortaya çıkmış, yaşanan dönüşümü kutsanan belli bir zihniyet biçimine mal ederek söylem haline dönüştürmüştür.

Modernizmin bu yapısı, zamanla evrenin tek bir perspektiften yorumlamasına uzanan sakıncalı bir yol izlemiştir.

Bu husus ile ilgili daha detaylı düşünmeye gayret edeceğiz fakat öncelikle kısaca bir postmodernizme bakalım.

Lyotard bu kavramı temellendirirken bu denli spekülasyona sebep olacağını düşünüyor muydu acaba? Sanmam. Felsefi ilhamlarını Wittgenstein, Nietzsche ve Heidegger’de bulan Lyotard meta- anlatıların iflasını haber verirken şunu dile getiriyordu; modernist döneme ait büyük inançlar, büyük ütopyalar, büyük anlatılar sona ermiş, eşitlik, adalet, hümanizm, ilerleme gibi büyük anlatılar etrafında gelişen büyük kitle ideolojilerinin peşine takılan insanlık bunun bedelini -özellikle Dünya Savaşları ile- ağır biçimde ödemiştir.

Bu kısa örneklerle aracılığıyla şimdilik bir girizgah yapalım.

Temel olarak bu konuların zaman zaman genişleterek bize açtığı ufkun içerisinde bir serüvene çıkacağız, zaman zaman konuyu elden geldiğince daraltıp gündelik yaşamın içinden örneklerle yola devam edeceğiz.

Modern ve postmodern düşüncenin ürünlerinin toplumsal, kültürel, sanatsal olarak ne gibi esinlere yol açtığını, ne gibi hoşnutsuzluklara, sorunlara vesile olduğunu irdelemeye çalışacağız.

İkili zıtlıklar üzerinden iyiyi ve kötüyü, doğruyu ve yanlışı tayin etmek yerine toplumsalın girift ilişkiselliklerine dair görünümlere bakmaya gayret edeceğiz.

Dolayısıyla bir anlama ve bilme faaliyetinden daha ziyade duyumsama faaliyetine girişeceğiz.

Bunu yaparken temel kaygımız tıpkı Ulus Baker’in “eğer birisi bir şeyi adlandırırsa, geriye tartışılması gereken fazla bir şey kalmaz” derken kastettiği ana nokta.

Bir okuma, düşünme ve yazma faaliyetinin nasıl süreceğini ve nihayete ereceğini birlikte göreceğiz, iyi okumalar…

Yorum Yap

Yorum Yap