1. Ana Sayfa
  2. Öykü
  3. Lyoko Kodu

Lyoko Kodu

Lyoko Kodu

‘Küçükken izlediğim bir çizgi film vardı, gizli bir geçit ile başka bir dünyaya geçen genç çocuklar o dünyadan gelecek tehdidi savuşturmak için uğraşırlardı, izlerken büyülenirdim fakat adını bir türlü hatırlayamıyorum,’ dedikten sonra birasından bir yudum ve devam etmek için kocaman bir soluk aldı. Bundan sonrasını dinlememek için tıpkı bahsettiği çizgi filmdeki gibi başka bir dünyaya nasıl geçebilirim diye düşünüyordum. Kurslarda edinilen arkadaşlıklar başa beladır. Bunu daha önce tecrübe ettim. Diksiyon kursu, bilgisayar kursu, İbranice kursu, çello kursu, tango kursu ve kahredici kişisel gelişim kursu. Her zaman hatalarımın üzerinden tekrar geçerim ve böylece kendime öfkem giderek katlanır. Sanırım bunu seviyorum ve bu beni bir çeşit mazoşist yapıyor. Fakat bu kez yanılgıya düşmemi kolaylaştıracak bir sürü sebep mevcuttu. Senaryo kursunun diğerlerine nazaran daha entelektüel olacağı fikrine kim kapılmaz ki? Diksiyon kursu orta yaş flört meraklılarıyla doluydu. Bilgisayar kursunda ruhsuz iki çift gözle ekrana bakmayanı dövüyorlardı. İbranice kursu fazlasıyla ciddi mizaçlı insanlarla doluydu ve sanırım tek kelime konuşmak bile onlarda kaşıntı yapıyordu. Çello kursu benim için büyük bir yanılgıydı ve işin kötü tarafı diğer katılımcılar için de öyleydi fakat bunu anlamamakta ısrar ediyorlardı. Tango kursu ise akşam yatağa birini atmak üzere organize edilmiş bir yaygaraydı. Kişisel gelişim kursundan bahsetmek bile istemiyorum. Sanırım bütün bu başarısızlıklardan almam gereken dersler vardı ama ben Quentin Crisp’in sözüne inanmayı seçmiştim “en başta başarılı olamadıysan, sevgilim, o zaman o başarısızlık senin gücün olacaktır.” Elbette koca bir yalan bu. Kendinizi paralamanıza değmeyecek dostlar ama yalanlara inanmak hoşunuza gidiyor…

Birden koca bir kahkaha çınlıyor kulağımda, kendime geliyorum. ‘İşte o boktan çizgi filmin adını hatırlarsam hayalimdeki senaryoyu yazacağım,’ dedi karşımdaki et yığını. ‘Lyoko Kodu’ dedim. ‘Efendim’ dedi şaşkın gözlerle. ‘Bahsettiğin çizgi film, adı Lyoko Kodu.’ Yüzüme garip garip baktı ve ‘hayır öyle olduğunu sanmıyorum’ dedi. ‘Telefonundan araştır, göreceksin adı bu.’ Tombul parmaklarıyla telefonunu kurcalamaya başladı. Söylediğimin yanlış olduğuna dair koca bir güvene sahipti ve bu gözlerinden okunuyordu. Bir sigara yakıp yıkıntıya uğrayacağı anı keyifle beklemeye koyuldum. Evet, o an. Saliselik bir mikro mimik ve o ifadenin çürük yumurtaya benzeyen kokusunun burnuma gelişi. Sanırım insan soyunun en güzel olduğu hali bu. Patlamış mısırdan yağlanmış elleriyle kafasını kaşıdıktan sonra sahte bir gülümsemeyle bana bakıp ‘evet buydu, kesinlikle buydu, dostum sana çok teşekkür ederim’ dedi. Sigara dumanını yüzüne üflerken önemi yok anlamında bir el hareketi yaptım. ‘Haydi bunun şerefine sana bir bira ısmarlayayım ve sonra eve gidip senaryoyu yazmaya başlayayım.’ Eve gittiğinde otuz bir çekip domuz gibi uyuyacağına bahse girerim. Ne yazık ki bunun olup olmadığını bilemeyeceğim fakat binlerce gerizekalı gibi büyük keşfiyle bir dahi olarak adlandırılacağı, para, sefahat, prestij ve kadınlarla dolu bir havuzda sikinin keyfine yaşayacağını düşlediğini gözlerinde görmemek mümkün değil. O kocaman kafanın içindeki muhteşem beyniyle ne kadar övünse az! Avrupalı denizcilerin Amerika’yı keşfettiklerinde ya da Edison’un ampulü bulduğunda böyle ucubece sevindiklerini düşününce tarihten de nefret ediyorum. Gerçi onlar azimli ve cesur adamlardı. Belki de birer serseriydiler ama karşımda oturan ve parmaklarındaki yağı emerek sırıtan bu et yığınından daha çok seviyorum onları. Sigarayı küllüğe bastım. Bu sırada biralarımız geldi. Biraları getiren kadına baktım, göz göze geldik. Biraları bırakıp giderken arkasından bakmaya devam ettim. ‘Nasıl ama? Tam bir fıstık değil mi?’ Ağzından salyalar akıtarak sorduğu soruya ağzımdan salyalar akıtarak bir cevap vermemi bekliyordu fakat onu böyle bir cevap vererek mutlu etmek istemedim. Cevap alamayınca yüzü düştü. Yine de konuşmaya devam etti. ‘Haftaya tretmanı bitirip hocaya gösteririm,’ dedi ve ekledi ‘ne dersin o bunak bu senaryonun ne anlattığını anlar mı?’ Sigara paketine elimi uzattığım sırada yağlı eliyle elime yapıştı ‘sence de iyi bir senaryo değil mi?’ Elimi kurtarıp bir sigara çektim. Sigarayı dudaklarımın ucuna yerleştirip ateşledim. ‘Hey dostum o kurstaki herkesi sikebilecek kadar havalısın biliyorsun değil mi?’ dedi. Derin bir duman çekip havaya doğru üfledim. Gözlerinin içine bakarak ‘peki ya seni?’ dedim. O bombok kahkahasını patlatıp ‘üstelik çok komik bir herifsin’ dedi. Bir süre bana baktı ve öne doğru eğilip sesini kısarak ‘sınıfta en arkada oturan sarışın kısrak vardı ya hani,’ dedi ve hatırlamamı bekledi, bir tepki vermediğimi görünce devam etti ‘yanında oturan hatuna senin altına yatmanın ne kadar güzel olacağından bahsediyordu.’ Biramdan bir yudum aldım. ‘İyi senaryo yazıyorsun’ dedim. ‘Hayır,’ dedi ‘bütün bunları işittim.’ O küçük beyniyle beni işletmeye çalışıyordu. Bilmediği şey ise arkadaki sarışının lezbiyen olduğuydu. Kocaman kafasını bir sinek gibi ezeceğim an gelmişti. Ayağa kalktım. ‘Biliyor musun, o senaryonun bir boka benzemediği gün gibi ortada, beyninle yapacağın işlerin karşılığında duyacağın iki kelime var ‘siktir git!’’ Sigara paketimi alıp kalktım. ‘Biralar için sağol’ dedim ve paramın iadesini almak için senaryo kursuna doğru yola koyuldum. Sanırım bütün bu yaşadıklarımı unutmak için yarın bir pastacılık kursuna kaydolacağım.

Yorum Yap

Yorum Yap