1. Ana Sayfa
  2. Kritik
  3. Kök Salma Alışkanlığımız

Kök Salma Alışkanlığımız

Medyayı esir alan figürler epey zamandır aynı tuhaf gevelemelerle ekranlarda; bürokratlar hep aynı, parti liderleri hep aynı, köşe yazarları hep aynı, medyatik tipler hep aynı. Koltuğa oturan kök mü salıyor?

Silvio Berlusconi

Yıllar evvel Avrupa Birliği içinde ekonomik kriz çalkantıları baş gösterdiğinde İtalya’nın desteklenmesi icap etmişti. Hani bugünlerde yaşanan Korona salgınında AB, İtalya’ya sırt çevirdi ve Çin desteği geldi ya.

İşte Çin desteği çok kestirilemese de AB’nin İtalya’ya sırt çevireceği o günlerde tahmin ediliyordu. Niye mi? Çünkü AB’nin büyük güçleri İtalyan politikasını, İtalya’nın Akdenizli yaşamını, bürokrasinin ve demokrasinin işleyişindeki gevşeklikleri hiç tasvip etmezdi.

Aradan pek zaman geçmedi, AB’nin ABD ile güç savaşları başladı. AB’nin ne eski Avrupa değerlerini sürdürecek politikacıları ne ekonomisi kaldı. Mülteci krizleri, yoğun göç dalgası ve bütün bunların yarattığı yeni değerler siyaseti AB’yi bocalamaya götürdü. Post-truth çağ her yanı ele geçirdi.

Yetmedi Avrupa’da faşizm tekrar hortlatılmaya niyetlendi! Steve Bannon gibi sermaye sahipleri bu faşizmi diriltmek için Avrupa sağını fonlamaya başladı. Yıllar evvel öjeni hareketlerini fonlayan ve bütün bu öjeni fikrinden esinlenen Hitler’i doğuran sermaye bugün de öjeni kozunu oynadı.

Neyse konumuz bu değil belki bir başka yazıya! İtalya ve AB’nin kopuşunu haber veren krizler esnasında bir animasyon hazırlanmıştı. Animasyonda AB ve İtalya’daki farklılıkların mizahı yapılıyordu. Aynı animasyon Türklere de uyarlanabilirdi ve nitekim uyarlandı da.

Animasyonun bir bölümünde koltuğuna kök salan, yıllarca koltuktan kalkmayan bir bürokrat gösteriliyordu. AB için ise sırayla koltuğa oturan (elbette Avrupa’da işlerin artık böyle işlemediği aşikar) başka başka isimler söz konusuydu. Koltuğa kök salma hasreti mizah aracılığıyla eleştirilmişti yapılan animasyonda. Bugün ise artık işin hiçbir mizahi yanı kalmadı.

Durum pek bir vahim! Üstelik kök salma işi sadece bürokraside değil yer yanda baş gösterdi. Bir koltuğa oturan ömür billah o koltuğu bırakmaz oldu. Kıdem, yaş, tecrübe önemlidir es geçemeyiz fakat söylediklerinin hiçbir kıymeti olmayan bir zevat bu koltukları istila ederse kıdeme, yaşa ve tecrübeye hürmet kalmaz.

Çünkü o koltuklarda oturanlar ceplerini besledikleri gibi akıllarını beslemeyi bırakır, nitekim bıraktılar. Çünkü o koltuklarda oturanlar koltuk sevdası ile mevcut gerçeği inkar ederler, ediyorlar. Çünkü o koltuklarda oturanlar kendilerini efendi hissederler, hissediyorlar. AKP kaç yıldır iktidar, Tayyip Erdoğan kaç yıldır o koltukta bir bakın.

Bugün Türkiye’de siyasi parti liderlerinin kaç yıldır koltuklarında olduklarına bakın. Ne yaptıkları belli olmayan ünlü takımının kaç yıldır ekranlarda olduğuna bir bakın. Yazdıkları köşelerle, çektikleri videolarla, insanların duygularını istismar eden kitaplarıyla villalar alanlara, holdingler kuranlara bir bakın.

‘Milletin parasında ne çok gözünüz var be kardeşim!’ diyen gebeşlere aldanmayın! Milletin parasında gözümüz var evet! Çünkü altyapı üstyapıyı belirler, daha basit söylemek gerekirse parayı kim yönetiyorsa kültürü o yönetir, bilimi o yönetir. Daha da basit söylemek gerekirse parayı veren düdüğü çalar!

O halde herkesin insanca yaşayacağı kadar para kazanması için, asalakların kültüründen kurtulmak için paralarında gözümüz var, olmalı! Kendimize saraylar yaptırmak için değil, aptallığa yatırım yapmak için değil! Thomas Jefferson 19 yılda bir yeni bir kuşak geliyor diyor ve anayasaların 19 yılda bir yenilenmesi veya değiştirilmesi gerekmektedir diye ekliyor. Bunu söylediği zaman 1800’lü yılların başındayız. Bugün biz hayatın hızından söz etmiyor muyuz?

Hayatın hızı birçok şeyin hızla ve en uygun biçimde revize edilmesini dayatmıyor mu? Koltukların değişmesini neden siyasi istikrarsızlık diye yorumlamaya bu denli hevesliyiz? Herkes ülkenin geleceği için endişeli vaziyette, bu dehşeti yaşamaya daha uzun bir devam edeceğiz gibi gözüküyor. Kurumların zihniyetlerini değiştirip, çağa uygun politika üretebilecek miyiz? Hayli zor!

Ne olursa olsun bu zorluk bizi yılgınlığa hapsetmemeli, hızlı ve yapay çözümler üretmek yerine, kolaycı siyasi manevralar yerine, tartarak ve tartışarak politika üretmeliyiz, tabi bu süre zarfında siyasetin kofluklarına, yağmalarına dayanmamız gerek…

Garip Bir Roman

Başlıktaki roman Hakan Günday’ın ‘Ziyan’ adlı romanı. Okumaya başladıktan bir süre sonra sıkılıp sonra kaldığım yerden devam ettim ve biraz dayanıp sonlara geldiğimde çok keyifli ve bir hayli garip bir tarzda yazılmış olduğunu fark ettim.

Hakan Günday’ın ilk yazdığı ‘Kinyas ve Kayra’ adlı eseri dışında bütün kitaplarını okumuş bir okur olarak en beğendiğim son kitabı ‘Malafa’ olmuştu diyebilirim. İlk kitabı ise sanırım en popüler ve en çok satan kitabı. ‘Ziyan’ ise Hakan Günday’ın daima şaşkınlık yaratan sonlarından birine sahip. Bir arkadaşım ‘kusar gibi yazıyor’ demişti Günday için.

Nitekim röportajlarından anladığım kadarıyla Günday bir fikrin peşine takılıp kuruyor romanını. Dolayısıyla romanın bir bütünlüğü varsa bile o bütünlük içinde daima iniş çıkışlar yaşatıyor. Zaten iyi bir punk dinleyicisi olan Günday, romanlarını punk müziğin iniş çıkışlarıyla yazmayı sevdiğini söylüyor. Tıpkı Caz müzikten ilham alan Boris Vian gibi.

‘Ziyan’ı okuyun, çok fazla meseleye dair akıl yürüteceksiniz ve sizi şaşırtacak bir son ile karşılaşacaksınız.

Kitaptan bir alıntı kitap hakkında bir hayli merak uyandırır diye düşünüyorum: “Dünyanın bütün ordularının üniformaları aynı kumaştan dikilir, asker. Görünmezlik kumaşı. İçine girdiğin anda kaybolursun. Seni kimse bulamaz…”

Yorum Yap

Yorum Yap