1. Ana Sayfa
  2. Kritik
  3. Katil Joe: Teksas’ta Vahşet

Katil Joe: Teksas’ta Vahşet

Tracy Letts’in yazdığı oyunda kuvvetli bir olay örgüsü, ince işlenmiş diyaloglar, yüksek gerilim ve bütün bunlardan fazlası var.

Tracy Letts

Tiyatro izlemek şüphesiz ki çok keyifli, peki ya tiyatro oyunlarını okumak? Yazılanları yorumlayan, canlandıran aktris ve aktörlerin yokluğunda bu iş biraz can sıkıcı görünebilir fakat pek öyle değil. Hele okuduğunuz iyi bir oyun olursa! Çehov’un ‘Vişne Bahçesi’ ve ‘Vanya Dayı’ adlı oyunlarını çok küçük yaşta kütüphaneden alarak okudum. İşin garip tarafı Çehov’un öykülerini okuyup etkilenmiş küçük bir çocuk olarak bu kitapları aldığım sırada birer oyun oldukları aklımın ucundan bile geçmemişti. Raflardan çekip aldığım bu kitapların içinde ne olduğunu kurcalamadan eve götürdüm. Tabi kitabı açıp baktığımda beni bir hayal kırıklığı bekliyordu. Roman ve öykü okumak normaldi fakat bir tiyatro oyununu o oyunu oynayacak olanlar okumalıydı.

O günlerde düştüğüm yanılgıya kapılarak kitapları okumadan geri iade etmek gibi bir gafletten uzak durabildim. Gerçi böylesi bir yanılgıya düşseydim aradan çok vakit geçmeden Çehov kendini hatırlatırdı mutlaka. Neyse işin bu tarafını irdeleyebileceğimiz bir zamanda yolcuğun imkanı olmadığına göre konumuza geri dönelim. Çehov’un oyunlarını okuduğumda, tıpkı öykülerini okuduğumdaki gibi çok etkilendim. Bu eminim birçok insanın başına gelmiştir. Velhasıl etkilenmem bu alanda yeni keşifler yapmama sebep oldu. Shakespeare, koca bir tebessümle bana doğru bakıyordu ve gün geldi Moliere aynı şekilde gülümsedi ancak bu ikilinin bazı oyunlarının ardından uzun bir süre tiyatro oyunları okumaya ara verdim.

Aradan bir hayli zaman geçti küçük bir tiyatro topluluğuna dahil oldum ve tekrar oyunlar okumaya başladım. Yerli oyunlarla pek yıldızım barışmadı ama Camus, Sartre, Sam Shepard, Tom Stoppard, Tennessee Williams gibi yazarların oyunlarını okudukça tiyatro oyunu okumanın kıymetini tekrar tekrar anladım. Edebi metinlerde diyalog çalışmak için tekrar tiyatro oyunları okumaya başladığım bugünlerde, okuduğum oyunları bir amatör gözüyle ve dilim döndüğünce anlatmaya, yorumlamaya çalışacağım bir yazı dizisi hazırlayacağım. Acemiliğimin ilk kurbanı ise ‘Katil Joe’ adlı oyunuyla Tracy Letts.

Hepimiz Onu Tanıyoruz

Tracy Letts sadece bir oyun yazarı değil, bir oyuncu ve senarist aynı zamanda. Aslında filmografisi göz önünde bulundurulduğunda onu tanımama şansınız pek yok. Genelde yan rollerde gördüğümüz Letts birçok başarılı filmin senaryosuna da imza atan usta bir senarist. Letts’in kariyerinde ‘Ağustos: Osage İlçesi’ oyunuyla 2008 yılında kazandığı bir Pulitzer ödülü de mevcut. Letts’in değerlendirmeye gayret edeceğim oyunu ‘Killer Joe’ ise 1993 yılında kalem alınmış. ‘Katil Joe’ birçok büyük tiyatroda sergilendikten sonra 2011 yılında William Friedkin’in yönetmenliğinde filme çekildi. Filmin oyuncu kadrosu bir çeşit yıldızlar geçidi. Başrolleri; Matthew McConaughey, Emile Hirsch, Juno Temple, Gina Gershon, Thomas Haden Church paylaşıyor. Yazı kapsamında hem metni hem filmi irdeleyeceğim.

Tekinsiz Bir Oyun

Tracy Letts dekoru anlatırken bizi Amerikan taşrasının yoksul bir karavan parkına götürüyor ve Amerikan yaşamına dair birçok şeyin altını şu tanımla beraber çiziyor:  “Teksas eyaletinde, Dallas kentinin kenar mahallelerinde bir karavan ev.

Sahnenin iki girişi var: Karavanın dışarı açılan kapısı ile banyo ve iki yatak odasına giden koridor.

Oturma odası sahnenin üçte ikisini kaplıyor; mutfak üçte birini. Odalar arasında bölme yok, sadece duvardan çıkma küçük bir tezgâh olabilir. Oyun alanı oldukça küçük ve sıkışık olmalı. Alçak tavan yardımcı olabilir.

Karavandaki mobilya ile dekorasyon eski püskü ve ucuz… Duvarlar çirkin bir ahşap malzemeyle kaplı; pencerelerde, parçalanmış, üzerinde sigara lekeleri olan, plastik şerit perdeler var. Mutfak, çoğu hazır yemek zincirinin verdiği, birbirleriyle uyumsuz, kirli tabak çanaklarla dolu… Lekeli, yırtık ve üzerinde sigara yanıkları bulunan bir çekyat; üzeri hazır yemek artıkları, boş bira kutuları ve izmarit dolu kül tablalarıyla kaplı bir sehpa; içi neredeyse sadece bira dolu, kirli bir buzdolabı; oldukça büyük bir televizyon ve üzerinde kalay yaldızı ile elbise askısından yapılmış çarpık çurpuk bir anten; Taco Bell  buzdolabı mıknatısları; Dallas Cowboy ponpon kız takvimi; ZZ Top posteri ve yoksulluğun diğer göstergeleri…”

Bütün bu dekorun içerisinde sıra dışı bir ailenin tekinsiz öyküsünü anlatıyor Letts. Kirli bir ahlaka yol açan yoksulluğun ve tutunamamış bir ailenin öyküsünü. Smith ailesinin ve Katil lakaplı polis memuru Joe Cooper’ın başta bir rastlantı olan işbirliklerinin organize edilmiş bir oyun olduğunu görüyoruz. Oyunda karakterlerin yüklendiği işlevler ve karakterlerin motivasyonları üzerine düşünüldüğü vakit herkesin büyük bir travmadan geçtiği acımasız bir hayatın karakterleri ne denli yönlendirdiği görülüyor. Ailenin küçük kızı Dottie’nin bu kirli dünya içinde aşkı arayan masumane iradesinin yerini iki babası ve abisini öldüren bir şiddete yönlendirmesi kirli toplumun kirliliğinin bireyin üzerine sıçradığının açık bir göstergesi. Elbette oyun boyunca en saf ve masum karakter olan Dottie’nin bu değişiminin ötesinde çok korkutucu bir profil olan Joe Cooper’ın sürekli bir aile olmayı arayan acımasız bir katil oluşu da belirgin bir ikilik.

Karakterleri yönlendiren motivasyonlarının, tutkularının, sorunlarının ve korkularının yerli yerinde tasarlandığı metinde ‘B Movie’lere has bir şiddetin Amerikan toplumunun eleştirisi olarak işletildiğini görüyoruz. Aptal bir adam olarak resmedilen baba Ansel Smith’in her fırsatta televizyonu açıp izlemesi bile Amerikan yaşamının sıkı bir parodisi. Karakterlerin birbirleriyle çelişen hedefleri ve değerleri dramatik yapıda çatışma ve gerilimin oluşmasını sağlar. Metnin belki de en kuvvetli yanı bütün karakterlerin birbiriyle çelişen hedef ve değerlerine en baştan itibaren tanık olmamız. Elbette tek mekanda geçen bir oyun genelde çatışmaya yoğunlaşır fakat metnin ilk cümlesinden sona gelindiğindeki uzun soluklu tartışmaya kadar bu denli yüksek bir biçimde gerilimi koruyor oluşu şüphesiz yazarın bir başarısı.

Bir diğer önemli husus ise yazarın her karakteri ön plana çıkartıp onlara kendi sesini kazandırmış olması. Karakterlerin kişilik özelliklerinin sık sık pekiştirilmesi ile beraber karakterleri daha anlaşılır bir hale bürüyen Letts, Chris Smith karakterini suçluluk duygusuna kapılması ile beraber metnin çatışma dozunu bir yükseldiği iki aşamalı bir metin kurmuş gibi gözüküyor. Dolayısıyla çok belirgin olmasa da Chris Smith bir başkahraman ve Letts başkahramanını yaptığı hatadan geri dönememesi üzerine öldürmekten imtina etmiyor.  Dolayısıyla metin çok fazla klişe ve bilindik bir şiddet barındırmasına rağmen bütün bu klişe ve şiddeti çatışmayı en yüksek tempoda tutabilmesi ile başarılı bir halde sunuyor.

Tekinsiz Bir Film

William Friedkin yönetmenliğinde sinemaya uyarlanan filmde hem oyuna bağlı kalınmayarak tek mekanın terk edilmesi hem de çok başarılı bir oyuncu kadrosu ve performanslarla Letts’in kurmak istediği dünyadan çok ayrılmadan hikaye anlatılabilmiş. Sinemanın olanakları ile karakterlere dair daha fazla detay (örneğin Sharla’nın ve Ansel’in çalıştıkları yer, Chris’in rüyası, Katil Joe’nun cinayeti işlemesini görsel olarak görmemiz gibi) resmedilmiş. Fakat filmde oyun metnine nazaran bir eksiklik duyumsadığımı söylememem gerek. Bütün başarılı oyunculuk, kamera kullanımı ve hikayenin işlenişine rağmen filmin ritmini yakalayamadığını söylemek yanlış olmaz. Dolayısıyla uyarlama eserlerin (ki özellikle edebiyat uyarlamalarının) ‘başarılı’ olarak adlandırılmasının çoğu zaman mümkün olmadığı sinemada seyirlik olmanın ötesinde filmi izlemenin pek gerekli olmadığı söylenebilir.

Yorum Yap

Yorum Yap