1. Ana Sayfa
  2. Kritik
  3. Kahramanlara İhtiyacımız Yok

Kahramanlara İhtiyacımız Yok

Pek hastalıklı bir toplumsal mizacımız var; kahraman aramak, bir kahraman çıkagelmezse birinden kahraman yaratmaya çalışmak, buna sahiden ihtiyacımız var mı?

Super Kahramanlara İhtiyacimiz Yok

“İhtiyacımız olan şey kahramanlar değil, kahramanlara ihtiyaç duymayan bir toplum olmalı.”

Brecht bu sözleri etmekte ne kadar haklıydı. Tarihin içinden acı pratiklerle geçerken tecrübe ettik bunu.

*

Tabi kolay öğrenmiyoruz, öğrensek bu denli hır gür niye olsun?

Büyük dönemeçlerden geçerek birikimli olarak buralara geldi insanlık. Nerelere?

*

Tarih 21 Nisan 2020.

BM Dünya Gıda Programı (WFP) başkanı David Beasley içinde bulunduğumuz vahim tabloyu duyurdu ve dünyanın bir ‘açlık salgını’ yaşadığını söyledi.

Hemen aynı gün Gıda Krizlerine Karşı Küresel Ağ ve Gıda Güvenliği Bilgi Ağı, 2020 yılı Küresel Gıda Krizleri Raporunu yayımladı.

Sonuç bir trajediydi!

*

Raporda 55 ülkede 318 milyon insanın akut gıda güvensizliği yaşadığı ve akut açlığın zirvesinde olduğu belirtildi.

Yani insanlığın geldiği noktada, 2020 yılında milyonlarca insan açlıktan kırılıyor.

Büyük bir teknolojik devrimin, dünyaya açılan küçücük ekranların, üretimin kolaylaşmasını ve hızlanmasının getirdiği, her türlü tüketim mamulünün bolca bulunduğu bir çağda insanlar açlıktan ölüyor!

Üstelik yukarıda değindiğimiz rakamlar resmi olarak duyurulan rakamlar.

Bu rakamlarda yaşamsal gıda alamayan insanlar baz alınmış, yani neredeyse hiç yemek bulamayanlar.

Peki ya yetersiz bir gıda erişimine sahip olanlar kaç milyonluk veya milyarlık(!) bir nüfusu teşkil ediyor.

Yetersiz beslenme rejimleri sebebiyle hastalık tehdidi altında olanlar kaç kişi sizce?

Tahminler 2,5 milyar insanın yetersiz beslendiği yönünde!

Felaket çığırtkanlığı yapmak derdinde değilim, tablo ortada. Sadece merak ettiğim bir husus var, daha ne kadar bekleyeceğiz?

Bir kahraman gelmeyeceği aşikar değil mi?

Birinin bizler adına konuşmayacağı, sesimizi duyurmayacağı aşikar değil mi?

Üstelik geçmişten biraz ders almaya niyetimiz varsa sağcı, otoriter ve popülist güçlerin ekonomik çöküşün yarattığı politik kaygıları sömürmeye çalışacaklarını düşünmemiz pek zor değil.

Bir “risk toplumuna” dönüşmemiz zor değil.

*

Düşmanın gerçekten kim olduğu veya nereden geleceği konusunda bir kesinlik olmayan bir risk toplumu olabilir. Belirli bir fail olmadığında herkes “düşman”a dönüşebilir.

Elbette bu sadece sermayenin işine yarayacaktır.

Etnik kimlikler, cinsel kimlikler, her türlü farklılık bir kavga sebebine dönüşecektir.

Bütün bunlara mahal vermemek için dikkatli olmalıyız.

Bütün bunlara mahal vermemek için müesses nizamının buyurduklarını, söylediklerini sorgulamalıyız.

Bütün bunlara mahal vermemek için artık kahramanları aramaktan ve beklemekten vazgeçmeliyiz…

Reklamlarda Pompalanan Milli Şuur

Olağanüstü bir durumla karşılaşıldığında milli şuura, dine, değerlere vurgu yapmak pek anlaşılır.

Çünkü bu numaralar halen rasyonel bir politikadan daha fazla rağbet görüyor, sanırım görmeye de devam edecek.

*

Şimdilerde ‘birlik olma zamanı’  temalı reklamlar furyası başladı.

Birlik olmak önemli elbette fakat burada altı çizilen birlik vurgusunun ardından kriz nihayete erdiğinde ne hikmetse o birlik olma vurguları unutuluyor.

*

Ne çok şey unutuluyor!

Yılmaz Özdil sırf unutulanları hatırlatarak villa aldı kendine. Demek böyle bir ortamda hatırlatmak epey para ediyor. Üstelik artık her şey internette, gazete kupürü saklamaya gerek yok. Neyse şakayı bir yana bırakalım.

*

Edward Bernays, insanın irrasyonel tabiatına vurgu yaparken haklı mıydı?

Edward Bernays
Edward Bernays

Görünen o ki fazlasıyla haklıydı. Onun ötesinde bir kalitesizlik almış başını gitmiş. Konunun uzmanları ne derler acaba?

Bu reklamlar belirli bir ortalamadan, hedef kitleden hareketle yapılıyor elbette ama formül çok ucuz değil mi?

Hala yutuyorlar mı bu zokayı? Yutuyorlarsa yuh olsun!

“Reklam kapitalizmin şiiridir” derler, bizim şairler pek fazla klişe üretiyor gibi gözüküyor, en azından bizim sürekli maruz kaldıklarımız için bu geçerli.

Fakat yazılan bu şiirler bildiğimiz şiirlerin masumiyetini içermiyor.

Bernays ne diyor; “Onaylama mühendisliği demokratik sürecin özü, ikna etme ve önerme özgürlüğüdür.”

Bu haliyle her şey çok masum öyle değil mi?

Reklam Demişken

Reklamlardan bahsetmişken yakın zamanda izlediğim “Brexit: The Uncivil War” adlı filme değinmeden geçmek olmaz diye düşündüm.

Nedir bu filmin konuyla alakası?

İngiltere’de yaşanan ‘Brexit’ sürecini ele alıyor film. Süreçte, AB’den ayrılmayı destekleyenlerin reklam ve seçim kampanyalarının tasarlayan Dominic Cummings’in hayatı merkeze alınarak yapılan seçim kampanyası irdelenmiş.

Elbette bu kampanyanın irdelenmesindeki temel neden ayrılıkçıların başarısı oldu.

Filmi izlenilir kılan bir diğer husus Benedict Cumberbatch’ın oyunculuğu.

İyi seyirler, iyi düşünmeler…

Yorum Yap

Yorum Yap