1. Ana Sayfa
  2. Öykü
  3. Happy Buddha

Happy Buddha

Happy Buddha Flubert

Antin kuntin işler oluyor. Bir yazı yazayım diye oturdum masaya, şöyle ne olmuş ne bitmiş diye bakınıyorum, olan biten her şey ‘Survivor’ ile ilgili. İnternet ekipler amirimi aradım. Ne yazacağız yahu her taraf ‘Survivor’ olmuş dedim. Eee o zaman onu yazacaksın dedi. Nasıl ya? Nesini yazacağız bu nanenin diye sordum, başladı anlatmaya; “Evrim elendi, insanlar kutlama yapıyormuş, ülkeye alınmasın diye ‘change.org’dan kampanya başlatan salaklar varmış, Bursa Spor’da oynayan bir Sercan varmış, o ve Nisa diye biri arasında sıkıntılar varmış, halk üzgünmüş ama Evrim’in elenmesi iyi olmuş, adamın biri Evrim elendi diye şiir okumuş…” diye hevesle devam ediyordu ki ’dur!’ diye bağırdım. Küçük bir sessizliğin ardından ‘ne bok yersen ye sana da yardım edilmiyor,’ diyerek yüzüme kapattı telefonu. Sanırım biraz gergindi. Fakat asıl ilginç olan bütün bunları biliyor olmasıydı. Sorsan televizyon izlemez! İnternet ekipler amirimden bir tüyo alamayınca ‘Ekşi Sözlük’te ne var ne yok diye bakınmaya karar verdim. Bir baktım ‘Acun Medya- Ekşi Sözlük halı saha maçı’ gibisinden bir gündem var, küfürler ederek çarpıya bastım. Hay lanet! Oturup ekrana bakmaya başladım, telefona bir mesaj düştü. Mesajı atan Hıbır’dı. ‘Bıktım artık bu karıdan,’ yazmış. Yapıştırdım cevabı ‘cinsiyetçi cinsiyetçi konuşma göt oğlanı.’ Hıbır, ‘Diego dur allahını seversen ortalık karışık,’ diyerek beni meraklara gark etti. ‘Ne oldu lan Hıbır?’ diye sordum. ‘Dezenfekte olmaktan cinsel hayatım bitti, artık bu karının obsesyonlarına dayanamıyorum,’ diye açıklık getirdi konuya. Sevgilisinin takıntıları korona ile beraber had safhaya varmış olan Hıbır’ın isyanını dinleyip dert ortaklığı yapamayacaktım. Derdini s***m butonuna bastım ve teselli armağanı olarak Hıbır’a ‘Ankaralı Namık’ın ‘Oğlumun Tabancası’ adlı şarkısının YouTube linkini yolladım. Hıbır ‘hala YouTube linki atan tek insan sensin,’ diye küçümser bir yanıt verdi bana. Canı sıkılıyor ve belli ki konu açmaya çalışıyordu. Telefonu sessize alıp uzak köşedeki koltuğa fırlattım. Ekrana bakmaya devam ettim, bu durum zamanla bir çeşit meditasyon halini aldı. Ekran karlandı, cızırdadı falan bir kendime gelir gibi oldum, ‘siktir acaba o meşhur filmdeki kız mı çıkacak’ falan diye beklerken şişman gövdesini bordo rengi bir şalla dolamış tombul bir adam çıkıverdi ekrandan. Tombuldu ama bir cep boy kitap ebatlarındaydı. Çalışma masasına bağdaş kurup oturdu ve bana bakmaya başladı. ‘Bir terslik mi var, hayrola’ manasına gelen o meşhur mimikle beraber yana dönük avuç içimin hafifçe yukarı kalkıp indiği o keskin hareketi yaptım. Boş adam değiliz yani, icabında tersimiz terstir. Bu hareketle derdimi anlatmış olduğuma emindim ama masada oturan şişman herif sırıtmaktan öte bir şey yapmadı. Artık sesimi duyurmamın vakti gelmişti, sesime tekinsiz bir tını vererek ‘ne bakıyorsun ulan, ayı mı oynatıyoruz?’ dedim. Ertem Eğilmez filmlerinden fırlayıp dudağımda kendine yer bulan bu cümlenin ardından çocukluğumda maruz kaldığım bütün o Yeşilçam ürünlerini düşündüm kısa bir süre ama odaklanmam gereken bir mevzu vardı ortada, toparlandım. ‘Şişş,’ diye ünledim. Herifçioğlu söze girmek için boğazını temizledi, yüzündeki tebessümü yitirmeden fakat tehditkar bir üslupla ‘sakin ol aslanım,’ dedi. Sanırım normalden oldukça küçük olan bu tuhaf arkadaşta Yeşilçam etkisindeydi. ‘Ben sakinim ya, pardon ama siz kimdiniz?’ dedim gerilimi fazla tırmandırmamak adına. ‘Happy Buddha heykelini çok mu beğendin,’ diyerek ıslak bir öpücük kondurdu yanağıma Neşe. Bir süre onun güzel kokusunu soluduktan sonra ‘efendim’ diye anlamsız gözlerle bakındım. ‘Masadaki heykeli diyorum,’ dedi ‘beğendin mi?’ Masada oturan kısa boylu şişman adama baktım, bir heykel katılığında bana bakıyor ve gülümsüyordu. Neşecim, gülen papatyam bana deli görmüş gibi bakıyordu. Onu tedirgin etmemek için Nuri Bilge Ceylan’ın kamera arkasındaki görüntülerde oyuncunun birine söylediği taktiği uyguladım. Ne diyordu Ceylan; “oyunculuk gizlemektir, göstermek değil.” Neşe’nin gözlerinin içine bakıp ‘evet ya, ne güzelmiş bu şey’ diye geveledim, ‘Happy Buddha,’ diyerek tamamladı Neşe. Sonra yavaşça bana sokulup kucağıma oturdu. ‘Özledim seni’ dedikten sonra kafamı avuçlarının içine alıp dudaklarıma yapıştı. Islak dudaklarını dudaklarımdan kurtardım. Boynuma doğru aktı ıslak dudakları. Gözlerimi Neşe’nin saçlarının perdesinden kurtarıp masada oturan kısa boylu şişman adama baktım. Herifçioğlu utanmadan bizi izliyor arsız arsız gülüyordu. Ona baktığımı fark edince eliyle ‘götürdün kızı’ dercesine bir hareket yaptı sapık herif. Kenarda duran şapkamı üzerine attım. Neşe’nin boynundan bir ısırık aldım…

Yorum Yap

Yorum Yap