1. Ana Sayfa
  2. Öykü
  3. Gidelim Buralardan

Gidelim Buralardan

Gidelim Buralardan

Alelade bir gündü. Bir gün öncekinden, bir hafta öncekinden, bir ay öncekinden ve dehşetle fark etmiştik ki bir yıl öncekinden bir farkı yoktu. Diplomalı işsizler olarak kahvehanenin bir köşesinde envai çeşit kart oyunları oynayarak kendimizi geliştiriyorduk. Bulmaca çözerken herkesin musallat olması sebebiyle ben de kart oyunları ile haşır neşir olmaya başlamıştım. İlk zamanlar “oğlum,” diyordum kendime “metafor denizinde yüzen adamsın, ironinin şehvetinde boğulan adamsın, burada ne işin var!” Nitekim zamanla burada olan biten her şeyle ve herkesle hesaplaşmayı bırakıp bozuk atmadan dalgama bakmayı öğrendim. Diplomalı işsizler; çeşit çeşit bölümden mezun olmuş, iş bulmayı bir türlü becerememiş, bu beceriksizliğin yarattığı derin bunalım sebebiyle kahvehanelere, birahanelere veya meyhanelere sığınmış küçük küçük topluluklardan oluşmuş büyük bir yapılanmadır. Zamanında sakallı bir ihtiyar tarafından devrim yapmaları için cesaretlendirilseler de bu cüreti kendilerinde bulamamış, bin bir türlü aylaklık neticesinde eyleme geçme duyarlılıklarını kaybetmişlerdir. Sakallı adamın diplomalı işsizlere dönük olarak kaleme aldığı manifestoda “diplomalı işsizler; kaybedecek hiçbir şeyiniz yok zincirlerinizden başka,” beyanatı halkı isyana sevk ettiği iddiası ile tutuklanmasına sebep olmuştu. Herif zindanlarda çürürken diplomalı işsizler gıkını çıkartmadı. Eyleme geçmek konusunda bir problemleri olduğu aşikar olan grup üyeleri, eylemsizliğin düş gücüne pozitif bir katkısı olduğunu fark etmekte zorlanmamışlardı. Herkesin zihninde çekilecek bir film, yazılacak bir kitap veya senaryo, köşeyi dönmesini sağlayacak bir yatırım dönenip duruyordu. “Koz dök koz dök!” diye bağırdı Kamış İbrahim, ince bileklerini sallayarak. Hesabın kaybedene yıkılacağının bilincinde, sağ elindeki kartlara bakarak sol el tırnaklarını yemekle meşgul olan Musti bir ketenpere peşindeydi. Musti’nin ortağı Cevdet’in yüzünden boncuk boncuk ter damlıyordu. Adisyona baktım, hesap bir diplomalı işsizin kaldırabileceğinden çok daha fazlaydı. Rıza elindeki kartları ortaya açarak galibiyetlerini ilan ederken masada küfürler uçuşuyordu.“Batakta ve yatakta eşin iyi değilse elin iyi olacak,” dedi Rıza, meclis kürsüsünde konuşurken diğer vekilleri tahrik eden iktidar partisi vekili gibi bir üslupla. Küfürler on beş-yirmi saniye yağmaya devam etti. Masaya serili kraliyet ailesinin aşağılarcasına bize baktığını hissettim. Yalpalaya yalpalaya bize doğru gelen Saksı Necati beni neşelendirdi. Evde yaptığı rakıdan iki duble içmeden damlamazdı kahvehaneye. Kimseye selam vermeden oturdu. Ucuz tütününü çıkartıp sigara sarmaya koyuldu. “Hayrola Saksı, selamsız sabahsız,” dedi İsmail. Saksı Necati “selamı sabahı evde bıraktım, bana bulaşmayın,” dedi. Ne olup bittiğini sormaya fırsat bulamadan Doğuş damlayıverdi masaya. “Finlandiya’ya gidiyorum beyler,” dedi. Koy verdik kahkahayı. “Ulan geçen hafta Kanada’ya gidiyordun, nereden çıktı Finlanda,” dedi Musti. Saksı Necati “Finlanda ne ulan, o üniversite diplomasını götüne sokmak için mi aldın, Finlandiya diyeceksin sığır,” dedi. Masa çatlıyor, patlıyor ve tabii yıkılıyordu. Kahvehanedeki ihtiyarlar derin derin “fesuphanallah” çekti. Doğuş “Finlandiya’ya makine mühendisi lazımmış, araştırdım,” diye anlatmaya koyulacağı sırada Saksı Necati yüzünde muzip bir gülümseme ile söze girdi “dur, dur anlatma ar damarı çatlamış adam, hiç utanmıyor musun deyyus, senin gibi bir insan, okumuş, mektepler bitirmiş ülkenin medar-ı iftiharı bir adem, zeka fışkıran bir yanardağ, zihni ile tekniği, gelişimi müjdeleyen bir aydınlanma insanı bu lafları nasıl eder diye?” bir süre duraklayarak masadakileri süzdü Saksı Necati, çevirdiği dolabı herkesin anladığından emin olunca Doğuş’a bakarak devam etti nutkuna “bir şunlara bak, şu hilkat garibelerine bak, bunlar sığır, bunlar ne nizam bilir ne intizam, kafaları kart çevirmekten başka bir tek dubaracılığa basar, zaten çoğunun mektebi mektep değil, diplomaları sike sürülmez, ya sen oğlum, ya sen canım kardeşim, gitmişsin en kral mekteplerde okumuşsun, üstelik derece ile mezun olmuşsun, sen gidersen bu memleket ne bok yer ulan!” Tekrar masadakilere baktı ve devam etti “bu sığırlar giderse mülteci olur, sersefil olur dönerler, en dikişi tutturanı dönerci olur oralarda, ondan da gırla var zaten, Avrupa’nın yarısı dönerci yarısı falafelci, biraz para kazanıp mezar bakmaya geri gelir bu denyolar ama sen canım kardeşim, sen beyin göçü olursun, seni kapan memleket kuyruğunu bırakmaz, biz yüzüne, sohbetine hasret memleket senden yayılan bilginin ışığına hasret çürür gideriz, bize bunu etme, eyleme.” Doğuş uzun uzun düşündü, masadan çıt çıkmıyordu. “Öyle mi dersin Necati?” dedi. Bombanın patlamasına çok az zaman kalmıştı. Saksı Necati oturduğu sandalyede git gide gevşedi “şaka lan şaka, siktir git!” dedi. Ağızdan saçılan tükürükler eşliğinde, desibel rekorlarına oynayan bir kahkaha patladı masada. Doğuş, utancından toz bulutu olup yok olmuştu.

Yorum Yap

Yorum Yap