1. Ana Sayfa
  2. Kritik
  3. Flubert’in Armonikası

Flubert’in Armonikası

Keyifle okuduğumuz Flubert yazılarıyla tekrar aramızda, eleştirirken düşündürecek, düşündürürken güldürecek, tavsiyeleri ile ufuk açacak. Armonikanın sesine kulak verin…

Flubertin Armonikasi

Virüs Saldırıyor

Karantina devam ediyor. Elbette maddi güvencesi olanlar için süreç daha güvenli ve rahat ilerliyor. Yani virüsün herkesi aynı biçimde etkilediği önermesi koca bir yalan. Evlere kapanmış olanlar genellikle orta sınıftan insanlar ve artık fena halde sıkılmış durumdalar. Rutinlerini bu kadar uzun bir süre terk etmeye alışık değiller.

Dolayısıyla bir depresyonun eşiğinde olan milyonlarca insan var şu an. Bir takım hoşnutsuzlukları politik zemine taşımak konusunda zorluk çektikleri için ve hala ‘Amerikan Rüyası’na canı gönülden bağlı oldukları için çaresiz bir durumdalar. “Bir insan kapana kısılmışsa ve seçme şansı yoksa kapanın içini dekore etmeye girişir,” diyor Steinbeck fakat bizler seçme şansına sahibiz, yalnızca seçtiğimiz şeyler için mücadele edecek cüreti gösteremiyoruz o kadar.

Şüphesiz, virüs saldırdıkça korku iklimini daha çetin şartlar altında yaşayacağız ama insanlığın büyük bir çoğunluğu kaybettiklerinin yasını tutamayacak kadar zor durumda. Herkes sineklerin peşinde fakat bataklığı kurutmayı akıl eden yok.

Ofansif Mizah Diye Bir Şey

Bugünlerde mizahın sınırları, nerede başlayıp nerede bitmesi gerektiği üzerine çok kafa yoruluyor. Amerikan olan her şeyin biraz geç olsa da topraklarımıza gelişine alışkınız. Ofansif mizah tartışması da ithal bir tartışma esasen. George Carlin’den, Louis C. K.’ye, Ricky Gervais’e uzanan bir tarihsel süreç.

Seçimde sandığa gidip oy kullanmak yerine mastürbasyon yaparım demekten tutun; ırk, cinsiyet, ideoloji temelli ve sterotipler üzerinden geliştirilen sataşmalara kadar her şeyin içinde ofansif bir mizah dilini görmekteyiz. Bugün bir dolu komedyenin, politikacının, zamanın moda deyimiyle tanınmış kişilerin ofansif bir mizah dili olduğunu söyleyebiliriz.

Bana kalırsa mizah, zekice ve üzerine uzun yıllar düşünülerek, uzun süre gözlemleyerek, mizahı yapılacak konuda derin bilgi sahibi olarak kurgulandığı takdirde bugün ofansif mizah diye ortalıkta dolanan bir dolu kakafoniden uzak kalmış oluruz. “Bir şakanın amacı insanı aşağılamak değil, ona zaten çoktan aşağılanmış olduğunu hatırlatmaktır,” diyor usta gazeteci ve yazar George Orwell.

Önerilen Yazı
Basın, Virüs ve İzlenimler

Fakat yapılan mizahın kalitesi ne olursa olsun, içeriği hangi toplumsal veya ahlaki değerle çelişiyor olursa olsun icra edene hapishanenin yolunu göstermek büyük bir ucubeliktir. Ofansif mizah kavramı ile daha uzun yıllar meşgul olacağımız aşikar.

Ahmet Hakan Tipi Köşe Yazarlığı Fenomeni

Hala işini layıkıyla yapan isimleri tenzih ederek bugün basının bir çöplüğe döndüğünü gönül rahatlığı ile söyleyebiliriz. Bu çöplüğün içerisinde öyle biri var ki… Kolpacılığın şiirini yazıyor, etliye sütlüye bulaşmadan, önemli bir şey anlatır(mış) gibi yaparak anlatıyor her şeyi, yazdıklarını objektif ve kıymetli bulduğuna inanır gözüküyor elbette ama başını yastığa koyduğunda, dönüp günün muhasebesini yaptığında kendi de farkına varıyordur lüzumsuzluğunun, varmıyorsa vah haline!

Elbette Ahmet Hakan’ın foyası yıllardır meydanda ama uzun süredir yazdıklarını okumaya tahammül edemediğim Ahmet Hakan’ın “İdeolojik ve takıntılı gazeteciliğin iflası” başlıklı bir yazısına denk geldim. Ahmet Hakan yazılarının bir şey anlatmadan bir şey anlatıyormuş gibi görünmesine aşinayım fakat insan yine de şaşırmadan edemiyor. Ahmet Hakan tipi köşe yazarlığı fenomenini “Link” yazısıyla Sercan Sarıkaya çok güzel anlatmıştı yıllar evvel.

Ahmet Hakan ise bir cevap girişiminde bulunmuştu, baktı olmuyor, sıktığı kurşunlar hedef bulmuyor, uzun etmedi. Sercan Sarıkaya ise Ahmet Hakan’ın pek duyulmayan cevabına karşılık yazdığı yazıda popüler bir köşe yazarı olmanın püf noktalarını sıralıyordu. Yararlanmak isteyenlere hatırlatmakta yarar var. İşte Sercan Sarıkaya’nın kılavuzu:

Nasıl popüler köşe yazarı olunur?

– Bilimde bir ilke vardır. Bilim insanı laboratuvara girmeden önce; ceketiyle birlikte önyargılarını ve ideolojisini de askıya asar. Popüler bir köşe yazarı olmak istiyorsanız bu ilkenin tersini uygulamalısınız. İdeoloji ve peşin hüküm, yazarlığın olmazsa olmazıdır.

– Yazılarda; önce bağlı olunan kurumun, sonra da muktedirin çıkarlarını gözetin. Kendi çıkarınız hepsinin üstünde tabi ki.

– Sosyal medyada yer alan marjinal yorumları, bütün muhaliflerin ortak görüşü gibi sunun. Sonra karşı tez oluşturun. İki tezi de siz oluşturduğunuz için kendinizle çelişir gibi olacaksınız, takmayın.

– Muhalifler yanlış anlaşılmaya müsait bir demeç verirse, o demeci kesinlikle yanlış anlayın. Bir sonraki malzemeyi edinene kadar sürekli oradan vurun. Bazen malzeme sıkıntısı çekebilirsiniz. Böyle durumlarda eldeki verilerle malzeme üretmekten çekinmeyin.

– Dini duygulara ve toplumsal hassasiyetlere mümkün olduğunca yazılarınızda yer verin. En iyi siz biliyorsunuz. Bir şey biliyorsanız, o da her şeyi bildiğinizdir.

– Toplumda infial yaratan olaylarda sağduyulu gibi görünmeye çalışın. Gerekirse olayın sorumlu tarafıyla röportaj yapın. Sorularınız karşı tarafı fazla zorlamasın ama çok da basit görünmesin.

– Genellemeler yapın. Tüme varmak için birkaç örneğe ihtiyacınız yok. Bir örnekle de varabilmelisiniz. Hatta gerektiğinde örneksiz de tüme varın.

– Safınızın sıklıkla değişmesini, “değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” sözüyle açıklayın. Ama “aynı nehirde defalarca yıkanmayı” sorun etmeyin.

Bütün maddeleri uygulayın.

Çok geçmeden,

Saygın…

Objektif…

Sözü dinlenen…

Popüler…

Ve çok kazanan bir yazar oluverirsiniz.

Hatta uslu bir çocuk olursanız, genel yayın yönetmeni bile olabilirsiniz.

Bu Filmi İzlemeden Uyumayın

Afişi veya konusu gözüme çok kasvetli görünen filmleri izlemeyi ertelemek gibi can sıkıcı bir huyum var. ‘Barton Fink’ o filmlerden biriydi. Afişini gördükçe yaşadığım bunaltıyı tarif edemem. Nihayetinde filmi izlediğimde ise her zaman olduğu gibi bu tuhaf huyuma lanet ettim. ‘Coen Kardeşler’in filmografisi içerisinde en iyilerden biri ‘Barton Fink.’ Hollywood’a, yazar tıkanmasına, sembolik anlamlara, başarılı kurguya ve oyunculuklara dair bir şey izlemek istiyorsanız ihmal etmeyin. Bana kalırsa dört dörtlük bir film. Bana itimat etmiyorsanız Atilla Dorsay’a sorun, iyi seyirler…

Yorum Yap

Yorum Yap