1. Ana Sayfa
  2. Kritik
  3. Bu Nasıl Bir Meziyettir

Bu Nasıl Bir Meziyettir

Medyanın en büyük trajedilerinden birisi olgusuz, tezsiz, bulgusuz haber yapmak, köşe yazmak oldu. İzlediğimiz, okuduğumuz her şey bize bu hali hatırlatmaya yetiyor.

Bu Nasil Bir Meziyettir

Haber Global’de ‘Jülide Ateş’le 40’ adlı bir program yayınlanıyor. Daha evvel CNN TÜRK’te Buket Aydın’ın sunduğu bir formattı, ilk defa onun sunuculuğunda izlemiştim. Youtube üzerinden denk geldim Jülide Ateş’in programına. 20 Ağustos 2020’de yayınlanmış olan Hıncal Uluç’un konuk olduğu bölümü seyrettim. Aman yarabbi! Format çok güzel, sorular fena, hani şu ‘Hard Talk’ denilen cinsten bir sohbet. Hıncal Uluç’a zor sorular geliyor, zor sorularda stüdyo birden kızarıyor, Hıncal Bey’in yüzü ise hiç kızarmıyor. Zaten Hıncal Bey’in yüzü belki 60 yıldır hiç kızarmıyor! Neyse…

Mesele başka. Program bir buçuk saatten biraz uzun, yani koyu bir sohbete koyuluyor Hıncal Bey ve sunucu hanımefendi. Sohbet esnasında kimlerin kimlerin adı geçiyor: Sezen Aksu, Alaattin Çakıcı, Fazıl Say, Ertuğrul Özkök, Defne Joy Foster…

Özel hayata dair sorular, tanıklıklar, tanıdıklar falan filan. Hıncal Uluç 80 yaşında, Allah uzun ömür versin, Türkiye’de 80’li yıllardan 2000’li yılların başına kadar popülaritesi bir hayli yüksek olan köşe yazıcılarından(!) biriydi. Gençler pek bilmese de basının köşe taşlarından biri halen Hıncal Uluç. Özallaşma ile beraber sükse yapan pop gazeteciliğin öncülerinden olan Hıncal Bey özel yaşamında nasıldır bilmem fakat yazdığı köşede ve konuştuklarında mühim bir şey olmadığını açık açık söylemek lazım. Hıncal Bey bugünün hiçbir şey anlatmadan, etliye sütlüye karışmadan, lüzumsuz dedikoduları mühim meselelermiş, hakiki polemiklermiş gibi yutturan medyasının zihni öncülerinden biri sayılabilir. Elbette Hıncal Bey yaptığı işin mühim olduğuna inanmak lüzumunda, inanmazsa nasıl sürdürebilir ki “65 sene verdim ben Hıncal Uluç ismine” diyerek yaşattığı kendi personasını oynamayı.

‘Adam sanane Hıncal Uluç’tan’ diyebilirsiniz. Hayli haklısınız, beni neden alakadar ediyor Hıncal Bey. İzlediğim programdan ve Hıncal Uluç’un hiçbir önemli bilgiye, nüveye rastlamadığım sohbetinden hareketle varmak istediğim nokta başka…

Bir Kitap Bir Aydın

Attilâ İlhan adını bilmeyen yoktur elbette. Büyük şairimiz, romancımız, düşün insanımız, dört dörtlük bir aydın Attilâ İlhan, buna şüphe yok. İlhan’ın romanları dışında çoğu yapıtını okudum sayılır. Geçenlerde okumadığım bir kitabına rast geldim üstadın, ‘Sultan Galiyef- Avrasya’da Dolaşan Hayalet / Cumhuriyet Söyleşileri.’ Kitapta, Attilâ İlhan’ın 90’lı yılların sonunda yazdığı köşe yazıları derlenmiş. İşte meselemiz tam olarak burada başlıyor. O nasıl berrak bir dil, diyeceksiniz koskoca şair, romancı; itirazım yok fakat o güzelim dil oyunları ile kelimeleri birbirine vura vura işin içinden çıkabilecek bir kabiliyete rağmen işini özenle yapıyor Attilâ İlhan. Özen derken neyi kastediyorum: Her bir cümlenin zarifçe süzülüşünü mü? Hayır, her yazdığı yazının muhakkak bir tezinin olmasını kastediyorum. O tezin birçok okumanın, gözlemin, bulgunun ürünü olarak şekillenip, ölçülüp- biçilip, tartışılıp, kağıda halkın her kesiminin anlayacağı yalınlık ve düzeyde, kronolojiden en ufak bir sapma olmadan yazılmasından bahsediyorum. Anılarının, yaşantısının, birikimlerinin ürününü ‘bunu da yaptım, yaşadım’ kibrine kapılmadan, tezini destekleyecek bir gözlem, bir olgu olarak nakledişinden bahsediyorum. Evet, Attilâ İlhan yazıyla ilişkisinde yeteneğinden gözleri kamaşmış bir bohem değil, büyük bir gayretle, keskin bir zekayı sürekli beslemeye kendini adamış, topluma bakıp, onun ‘gerçek’ dertlerini deşifre eden ve bu dertleri aşmak için çözümler üreten bir aydın. Herkesin böyle olması beklenemez, itirazım yok. Fakat kendini ‘dava adamı’ gibi yutturan bunca gevezenin halkı kandırdığı yerde ‘aydın kimdir, kime denir’i hatırlatmak icap ediyor. Hıncal Bey gibilerin kaleminden ve sözlerinden yalnızca kibir akıyor, toplumun hiçbir derdine en ufak bir faydaları yok. Böylesi bir ‘toplum için yaşarım’ histerisine kapılsınlar istemem fakat bu denli ‘beylik’ laflar etmelerinin ne anlamı var bir türlü anlamıyorum. Boşa geçmemiş bir ömür yaşadıklarına kendilerini ikna etmeye çalışmaksa şayet bu yaptıkları, her türlüsü boşa geçiyor efendim bu denli kendinizi hırpalamayın…

Başta Sorduğumuz Soru

Başlıkta ne sormuştuk? ‘Bu nasıl meziyettir?’ Evet arkadaş, bir türlü anlamadığım mesele bu, sen 50, belki daha fazla yıldır gazetecilik yap, söylediklerinden, yazdıklarından yeni bir şey öğrenemeyelim. Sen entelektüel diye geçin, ettiğin lafların yarısı hamasi, yarısı cambazlık olsun. Buna rağmen yazmayı beceriyorlar ya, işte ben bu işe hayranım! Başta Ahmet Hakan olmak üzere, her köşe başını tutan mutlaka böyle bir ‘herbokolog’ toplum adına konuşuyor duruyor. Layıkıyla bu işi yapanları elbette tenzih etmek lazım fakat çoğunluğun muhalefeti de yalakalığı da ‘Türkiye’de demokrasi yok- Türkiye’de her şey çok güzel’ demenin ötesinde değil. Araştırmak, tez ortaya atmak, olgular, mahkeme tutanakları, veriler… Ulan bunların hiçbirine başvurmadan yazdığınız yazılar vahiy yoluyla mı geliyor elinize? Varsa bir sırrı, yolu yordamı söyleyin, bilelim. İşler nasıl bu hale geldi noktasında bir şeyler yazmadıktan sonra bu yazı da tıpkı onların yazdıkları gibi hükümsüz. Benim işler nasıl bu noktaya geldi noktasında tezlerim var ancak konuyu benden çok daha detaylı anlatmış insanlar var. Ben onlar arasından bazılarının kitaplarını yazımın bu son kısmına ekleyerek ufkunuzu açmak için ön ayak olayım, gerisi size kalmış:

-Tarzı-ı Hayat’tan Life Style’a (Yeni Seçkinler, Yeni Mekanlar, Yeni Yaşamlar)- Rıfat N. Bali

-İnternet Dolunay Cemaat- Can Kozanoğlu

-(1980’lerden 90’lara Türkiye ve Starları) Cilalı İmaj Devri- Can Kozanoğlu

-Yuppieler, Prensler ve Bizim Kuşak- Hayri Kozanoğlu

Tavsiyelerinizi, yorum, görüş ve önerilerinizi tahacymz@gmail.com adresinden benimle paylaşabilirsiniz, iyi okumalar.

Yorum Yap

Yorum Yap