1. Ana Sayfa
  2. Kritik
  3. 1952 Mısır Askeri Darbesi

1952 Mısır Askeri Darbesi

1952 Misir Askeri Darbesi

İkinci Dünya Savaşı Sonrası Mısır’ın Genel Görünümü

İkinci Dünya Savaşının sona erdiği yıllarda Mısır’da siyasi çalkantılar yoğundu. Mısır egemenliğine kısıtlamalar getiren, İngiltere ile yapılan 1936 anlaşması büyük bir gerginlik yaratıyordu. Mısırlı yetkililer İngilizler ile yapılmış olan anlaşmayı yeniden gözden geçirmek ve İngiliz askerlerinin ülkeden çekilmesine dair taleplerine olumlu bir yanıt alamamışlardı. 1947 yılında Hindistan’ın bağımsızlığını teslim eden İngilizler, Akdeniz ve Süveyş Kanalı hattında denetimi yitirmenin tehlikeli olacağını düşünerek Mısırlı yetkililer ile masaya oturmaya bir türlü yanaşmıyorlardı. Koşulsuz bir bağımsızlık kazanamamaktan doğan rahatsızlık artıyor, halk ve kimi gruplar hükümete baskı yapıyorlardı. Parlamentonun denetimini ve çoğunluğu elinde bulunduran toprak sahibi yönetici zümreye karşı artan muhalefetin, 1922 yılında Kral Fuad’ın bağımsızlığı duyurmasından beri istikrarın sağlanamamış olmasıyla ilişkili olduğu açıktır. Bir diğer önemli hususta 1948-1949 yılları arasında Arap- İsrail savaşlarında alınan yenilginin faturasının haliyle mevcut yönetime kesilmesiydi. Yönetim kademesindeki bu başarısızlıklar yaşanan krizi derinleştirmekteydi. Kitleler ile yönetici elitlerin, zenginlerin arasında derin bir çukur açılmaktaydı. Toprakların birkaç büyük ailenin elinde toplandığı ülkede kırsal kesimin toprak paylaşımından doğan hoşnutsuzluğu artmaktaydı. Ancak yönetimdekilerin en büyük gelir kaynağı bu topraklar olduğu için bir ‘toprak reformu’ mümkün değildi. Kırsal kesimin hoşnutsuzluğu dışından şehirlerde yaşayan işçiler ve üniversiteli gençler de hoşnutsuzdu. Kahire ve İskenderiye gibi büyük kentlerde İngiltere aleyhtarı kitlesel gösteriler düzenleniyordu.

Bu kaotik atmosfer ‘Müslüman Kardeşler’in faaliyetlerini arttırmasına ve güçlenmesine ön ayak oldu. Milli bağımsızlık, sosyal reform ve İslami değerlerin korunması çağrısıyla Mısırlıları örgütleyen Müslüman Kardeşler, güç kazandıkça şiddet eylemlerine başvurmaya başladı. İngilizler ile işbirliği içinde olduklarını düşündükleri insanlara, yabancı işyerlerine, siyasilere sistematik saldırılar baş gösterdi. Çatışmaların şiddetlendiği bu dönemde ölümler yaşandı. Bu yaşanan gerginliği dindirmek için Kral Faruk 1950 yılında bir seçime gidilmesini istedi. 1923 yılından beri ülke yönetiminde belirleyici olmuş olan ‘Vefd Partisi’ seçimi tekrar kazandı. Bu galibiyet ile beraber milli bir beraberlik atmosferi yaratmak için çalışmaya başladılar ve 1951 yılında 1936 anlaşmasını yürürlükten kaldırdıklarını ilan ettiler. İngilizler bu durumdan hoşnut değildi. Mısırlılar ile İngiliz birlikleri arasında çatışmalar yaşanmaya başladı. Çatışmalardan biri esnasında İngiliz kuvvetleri tanklarla İsmailiye şehrindeki bir polis kışlasına saldırdılar. Saldırı nedeniyle onlarca polis yaralandı ve 50 polis öldürüldü. ‘Kara Cumartesi’ olarak adlandırılan bu katliamın akabinde ayaklanmalar çıktı. Ayaklanmalar, İngilizlere ve yönetime karşı olan öfkenin ne denli büyük olduğunu gözler önüne seriyordu. Uzun süre boyunca asayişin sağlanamaması yönetimin sonunu getirdi.

Hür Subaylar Darbesi

Karışıklar, 23 Temmuz 1952 yılında bir grup genç subayın bir darbe ile hükümeti ele geçirmesiyle son buldu. Hür Subaylar Darbesi veya sonradan adlandırıldığı biçimiyle 1952 Devrimi 1940’lı yıllardan beri birbirini tanıyan bir grup subayın mevcut siyasi istikrarsızlıktan kuvvet alarak harekete geçmesi ile gerçekleşti. Bu subay takımının askerliği bir sınıf atlama ve söz sahibi olma aracılığıyla kullanan kırsal kesimden gelme insanlar olması şaşırtıcı değildi. Mısır askeri akademisine alınan gençler benzer bir serüven yaşamışlar, savaş yıllarını Sudan ve Batı Çölü’nde geçirmiş, 1948 Filistin kampanyasına katılmışlar, Arap- İsrail savaşı yenilgisinin mahcubiyetini hissetmişlerdi. Arap milliyetçiliği eğilimli fikirleri harmanlamış olan küçük toprak sahibi köylülerin, küçük bürokratların ve küçük tüccarların oğullarının ağırlıkta olduğu bir örgütlenmeye gitmişlerdi. Hareketin üyelerinin hüviyetleri ateşleyici bir unsur olmuştu çünkü hepsi İngiliz işgalinden zarar görmüş ve yönetici yerli sınıflara kinleri olan toplumsal tabakalardan kopup gelmişlerdi. Genç subaylardan oluşan topluluk ülkede egemen olan gerontokratik bariyerleri aşmak ve halk desteğini kazanmak için stratejik bir hamle yaparak General Muhammed Necib’i başlarına geçmeye ikna ettiler.

Hür Subaylar Hareketi milliyetçi fikirlere sahip çalışkan askeri bürokratlardı. İngiliz işgaline son vermek, reform ve sosyal adalet fikirleriyle hareket ediyorlardı. Hür Subaylar 195l’de henüz ordu içinde gizli bir grupken, darbeden sonra hükümetlerine yön verecek altı maddelik bir program hazırlamışlardı. Talepleri ise şu şekilde sıralanabilir:

  • İngiliz sömürgeciliğine son verilmesi
  • Mısırlı işbirlikçilerin bulundukları makamlardan tasfiye edilmesi
  • Feodalizmin kaldırılması
  • Devletin yabancı sermayenin kontrolünden kurtarılması
  • Güçlü bir milli ordu kurulması
  • Demokratik hayatın tesis edilmesi

Bir yönetim felsefesinin olduğu pek söylenemeyeceği aşikar. Hür Subaylar yönetimi aldıktan sonra Nasır’ın liderliğinde ‘Devrim Komuta Konseyi’ni kurdular. Devrim Komuta Konseyi’nin ülkeyi idare etmek amacıyla önceden hazırlanmış bir planı yoktu. Dolayısıyla gelişen durumlara göre çözüm üretme eğilimindeydiler ve rejim böylece şekillenerek yönünü buldu. Hür Subaylar gücü ellerine aldıklarında kendilerinden önceki yönetimi tasfiyeye giriştiler. Daha sonra tasfiye faaliyetleri iktidarı ele geçirmek arzusuna sahip bütün gruplara yöneldi. Kral Faruk darbenin ardından sürgüne gönderildi, krallık kaldırıldı ve cumhuriyet ilan edildi. Reformlar ilan edilip yeni bir anayasa getirilerek halk desteği sağlanılmasına çalışıldı. Eski düzeni tamamen ortadan kaldıran bir dizi siyasal değişiklik yapıldı. 1923 anayasası kaldırıldı, parlamento feshedildi ve bütün siyasal partiler yasaklandı. Necib, cumhurbaşkanı ve başbakan oldu. Nasır içişleri bakanı oldu. Diğer Devrim Komuta Konseyi üyeleri kabinedeki sivil politikacıların yerlerini aldılar. Askerler devletin kontrolünü tam olarak ele geçirdiler. Rejimin öğrenciler, işçiler ve diğer halk kitleleri arasında kendisine destek kazanması için ‘Kurtuluş Hareketi’ adında bir parti kuruldu. Böylelikle hareket bir hayli güç kazandı.

Hür Subaylar Hareketi’nin karşısındaki en büyük güç ise isyanlarda önemli bir rol oynayan Müslüman Kardeşler’di. 1952 darbesi sırasında Hür Subaylar’ın pek çoğu Müslüman Kardeşler’le yakın bağlar içindeydi. Her iki grupta sonunda diğerini kontrol etmeyi umuyor ve işbirliği yapıyorlardı. Ancak işler Hür Subaylar lehine sonuçlanınca çatışma kaçınılmaz olarak baş gösterdi. Müslüman Kardeşler’in bir üyesi 1954’te Nasır’a suikast düzenlemeye kalkışınca Devrim Komuta Konseyi’nin eline bir fırsat geçmiş oldu. Müslüman Kardeşler yasadışı ilan edildi. Binlerce üyesi hapse atıldı, liderleri idam edildi. Bu yaşananlardan sonra legal yapılanmaları son bulan Müslüman Kardeşler yer altı faaliyetlerine devam edeceklerdi. Tasfiyelerden sol kanatta nasibini aldı. Komünist Parti önderleri ve binlerce solcu hapse atıldı.

Hür Subay Hareketi’nin yaşadığı bir diğer problem ise Necib’in kararlaştırılan göstermelik cumhurbaşkanlığının tehlikeli olmaya başlamasıydı. Devrimin yönü hakkında çoğunlukla Nasır’ınkinden farklı olan görüşler dile getiren Necib ve Nasır arasında ayrılıklar doğdu. Necib’e karşı mücadeleye girişildi ve 1954 Kasım ayında Necib, Müslüman Kardeşler’i desteklemekle suçlandı, makamından alınıp ev hapsine kondu ve 1984’teki ölümüne kadar evinde tutuldu. Darbeden iki yıl sonra Nasır, mevcut sivil güç merkezlerini dağıtmış, ordudaki muhtemel rakiplerini temizlemişti. Egemenliğini pekiştirdi.

Halk nezdinde itibar kazanmak için ‘Tarım Reformu’ gerçekleştirildi. Çiftçiye toprak dağıtıldı. Kral ailesinin topraklan ve gayrimenkullerine el konuldu dağıtım programına dahil edildi. Bu sayede köylülerin desteği sağlandı ve toprak sahiplerinin siyasal ve ekonomik güçleri ellerinden alındı. 1956’da getirilen yeni anayasayla reformlar devam etti. Anayasa, ilk Hür Subaylar hareketinin çizgisinden hareketle yazılmıştı, hükümet emperyalizm ile feodalizmin kaldırılmasını ve güçlü bir ordu, sosyal adalet ve demokratik toplum kurulmasını taahhüt etmekteydi. Demokrasi ilkesi, en azından teorik olarak, seçimle gelen 350 sandalyelik bir millet meclisiyle sağlanacaktı. Tabi demokrasiden sadece teorik olarak bahsedilebilirdi. Nasır, halkın iradesine karşılık vermek değil, onu yönlendirmek üzere hareket eden bir anlayış benimsemiş, siyasal partiler yasaklanmış, etkisi olmayan Kurtuluş Hareketi’nin yerini başka bir kitle örgütü olan Milli Birlik almıştı. 1956 sonrasında Nasır kontrolü tam anlamıyla ele aldı. Bu yıllardan sonra Nasır’ın dış politikadaki manevraları bir hayli önemlidir fakat o başka bir yazının konusu. Mısır’ın karışık siyasi iklimine damga vuran bir hadiseyi özetlemeye çalıştım. Mısır tarihindeki bu önemli hadisenin bugün halen etkileri sürmekte, hazırladığım kısa özet umarım bir girizgah mahiyetinde yeteri kadar açık, şeffaf ve anlaşılır olmuştur…

Yorum Yap

Yorum Yap